Hakan Korkmaz

Tarih: 27.01.2026 14:31

Ortak Akıl ve Güç Birliği Eksik...

Facebook Twitter Linked-in

 

Bu şehir için eksikleri giderecek, sorunları birlikte çözmeye odaklanmış samimi bir güç birliği ne yazık ki yok.

Bunu refleksle söylenmiş bir eleştiri olarak görmek haksızlık olur. Bu, Ordu’da yaşayan ve şehri dert edinen herkesin sahada birebir hissettiği bir durumdur. 
İktidar milletvekillerinin Ordu adına ortak bir dil oluşturmakta zorlandığı, muhalefetin zaman zaman dile getirdiği uyarıların ise çoğu kez kulak ardı edildiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Oysa Ordu’nun bugün ihtiyacı olan şey; karşı karşıya duran siyasi pozisyonlar değil, birlikte düşünebilen bir akıldır.

Uzun süredir Ordu, iki büyük il olan Samsun ve Trabzon arasında sıkışmış bir kent görünümü veriyor. Geçmişte siyasetçileriyle anılan, siyasetçilerin de kente kazandırdıkları hizmetlerle hatırlandığı bir memleketten; bugün potansiyelini yeterince kullanamayan bir şehre dönüşmemizi üzülerek izliyoruz.

Büyükşehir yapılanmasıyla birlikte ilçeler arasındaki hizmet dengesi de tartışmalı bir noktaya geldi. 
Yukarı ilçeler, Büyükşehir bütçesinin sağladığı imkânlardan sahil ilçelerine kıyasla daha fazla yararlanırken, sahil hattındaki ilçeler için aynı memnuniyeti dile getirmek pek mümkün değil. Kendi bütçeleriyle yapamayacakları hizmetleri Büyükşehir imkânlarıyla hayata geçiren belediyeler doğal olarak bu süreçten daha kazançlı çıktı.

Ancak sahil ilçeleri açısından tablo farklı.
Özellikle Ünye ve Fatsa’nın, Ordu’nun merkez ilçesiyle eş zamanlı ve eş değer hizmet alması gerektiği gerçeği uzun süredir öteleniyor. Ünye’nin, “sırası gelsin” denilerek bekletilen bir ilçe olmaması gerekiyordu.

Merkez ilçe Altınordu ise büyükşehir olmanın avantajlarını iyi kullandı. Sahil düzenlemeleri, sosyal alanlar ve kent estetiğine yapılan dokunuşlarla öne çıkan bir merkez ortaya çıktı. Elbette merkez güçlü olmalı. Ancak bu güç, diğer ilçelerin geri planda kalması pahasına oluşmamalıydı.

Şehircilik meselesi ise artık ertelenemez bir noktada duruyor. Ordu’nun sahilden iç kesimlere doğru planlı biçimde açılması, imar düzenlemeleriyle daha ulaşılabilir konutların üretilmesi gerekiyor. Trafik konusu da günü kurtaran uygulamalarla değil, akademik ve teknik çalışmalarla ele alınmalı. Yön tabelalarından parklanma düzenine, ters yola giren araçlardan denetim eksikliğine kadar pek çok sorun kronikleşmiş durumda.

Bugün yalnızca motorize ekiplerle yapılan denetimler yeterli değil. Elektronik kamera sistemleriyle anlık müdahaleler, yeni park alanları ve ana caddelerde trafiği kilitlemeyecek düzenlemeler artık zorunlu hale gelmiştir. Ocak ayında olmamıza rağmen şehir trafiğinin yaz aylarını aratmaması, sorunun ne kadar acil olduğunu açıkça gösteriyor.

5–7 Şubat tarihlerinde EMITT Fuarı’nda Ordu’yu dünyaya tanıtacağız. Turizm potansiyelimizi anlatmak elbette çok kıymetli. Ancak bu tanıtımın gerçek karşılığını bulabilmesi için, kente gelen misafirlere düzenli, temiz ve planlı bir şehir sunmak zorundayız.

Bu noktada sorumluluk yalnızca yöneticilere ait değil. “Nasıl olsa birileri temizler” anlayışını terk eden, sokağına sahip çıkan, çevreyi kirletmeyen ve yanlış gördüğünde uyarmaktan çekinmeyen bir toplumsal bilinç şart. Bu bilinç de ancak eğitimle, aile yapısıyla ve yeni neslin doğru yönlendirilmesiyle inşa edilebilir.

Ekonomik sıkıntılarla boğuşan, ayrıntıları kaçırmaya başlayan bir toplum haline gelmiş olabiliriz. Ancak bu durum sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz. Aksine, Ordu’yu yeniden örnek bir şehir haline getirmek için daha fazla düşünmeye, daha fazla konuşmaya ve en önemlisi ortak akılda buluşmaya mecbur bırakır.

Ve umarım bu düşünceler, yalnızca bir köşede kalmaz; Ordu adına ortak bir sesin parçası olur.

Kalın sağlıcakla…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —